OĞUZ KAĞAN 8 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

İSLAM TARİHİ

A.SELÇUKLU TARİHİ

BÜYÜK SELÇUKLU TARİHİ

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ

GENEL TÜRK TARİHİ

OSMANLI TARİHİ

DÜNYA TARİHİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ

YAKIN TARİH

Diğer İçeriklerim (200)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (8)
kasmel gelecekteki islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet yildrm chphatay1 fatmazeran

OSMANLI-AVUSTURYA İLİŞKİLERİ NASIL BAŞLADI?

2008-11-01 15:37:00

OSMANLI-AVUSTURYA İLİŞKİLERİ NASIL BAŞLADI?


Osmanlı-Avusturya ilişkileri ana hatlarıyla, iki dönem halinde incelenebilir: Birincisi, 1493-1664 arasındaki Osmanlı’nın saldırı ve Avusturya’nın savunma dönemi. İkincisi de, 1683-1791 arasındaki Avusturya’nın saldırı ve Osmanlı’nın savunma dönemi.

Osmanlı kuvvetleri ilk kez 1463-1479 arasında, Venedik’le yapılan savaş sırasında Avusturya topraklarına girerler. Asıl mücadele ise, Osmanlı’nın Hırvatlara ağır bir darbe vurduğu 1493’te başlar.

Hırvatlara yardım etmek isteyen Avusturya kuvvetleri, Osmanlı topraklarına girerler ve ilk çatışmalar başlar.

Mohaç’tan (1526) sonra ise, Osmanlılar ile Habsburglar arasında, Macaristan hakimiyeti meselesi yüzünden, asıl mücadele başlar.

Kanunî, 1529 Eylül’ünün son günlerinde Viyana’yı kuşatır. Ancak ağır topların getirilmemesi ve kışın da yaklaşması nedeniyle, yaklaşık bir ay sonra kuşatma kaldırılır.

Türklerin aklı hep Viyana’da kaldıysa da, Osmanlı ordusunun Avusturya seferleri, Habsburgların kurduğu savunma sistemi nedeniyle, yoldaki kalelerle uğraşmakla geçtiğinden, Viyana’ya kadar gidilemez.

Bu kaleler, Dalmaçya’dan başla¤¤¤¤¤, Hırvatistan ve Batı Macaristan’a, oradan Kuzey Tuna’daki dağ şehirlerinden geçerek Transilvanya’ya kadar uzanmakta ve Osmanlı’ya karşı bir tür askerî sınır oluşturmaktaydı.

1532’de Köszek (Güns), 1566’da Sigetvar, 1594’te Raab (Yanık), 1663’de ise Uyvar (Neuhausel) kaleleri Osmanlı ordularının Viyana’ya yürüyüşünü engelledi.

Özellikle 1594 ve 1663’te Viyana surları ve tahkimatı zayıfken, Osmanlı ordularının bu kaleler önünde zaman kaybetmeleri, büyük fırsatların kaçırılmasına neden oldu.

Abdülmecid döneminde Fransız ressamlara sipariş edilmiş padişah portreleri serisinde, III. Murad tablosu.


AVUSTURYA İLE 16. YÜZYIL SONUNDAKİ SAVAŞ NASIL ÇIKTI?

Osmanlı İmparatorluğu, 1578 ile 1590 arasında Safevi İran’ı ile 12 yıl savaşıp, toprak fethetmişti. Ferhad Paşa’nın İran cephesindeki başarılarını bir türlü kabullenemeyen Koca Sinan Paşa iktidarını sağlamlaştırmak için, Sultan III. Murad’ı Avusturya üzerine sefere çıkmaya teşvik etti. Ancak 12 yıl süren İran savaşları Osmanlı İmparatorluğu’nu yıpratmıştı.

Osmanlı birliklerinin Macaristan içlerine, Habsburg ve Venedikliler emrinde çalışan Uskokların da Osmanlı topraklarına saldırıları yüzünden, iki taraf arasında sorunlar olmasına rağmen, ne Avusturya, ne de Osmanlı İmparatorluğu savaş taraftarı değildi.

Uskok saldırılarının artması üzerine, Bosna birlikleri Habsburg topraklarına büyük bir saldırı düzenlediler. Bosna Beylerbeyi Telli Hasan Paşa’nın Avusturya’nın içlerine kadar akınlarından sonra, Avusturya imparatoru, 1592 Ekim’inde antlaşmayı bozduğunu ve yıllık vergisini artık göndermeyeceği söyledi.

Avusturya’nın durumu gerginleştirmesi, Sinan Paşa’nın savaş isteğine uygun ortamı yarattı. Yürüyüşe geçen Avusturya ordusuna direnemeyeceğini anlayan Telli Hasan Paşa, Sadrazam Siyavuş Paşa’dan yardım istedi. Siyavuş Paşa da Kirli Hasan Paşa’yı Rumeli Eyaleti’ne vali tayin ederek, Telli Hasan Paşa’ya yardım etmesi için görevlendirdi.
Ancak bu sırada Koca Sinan Paşa yeniden sadrazam olmuştu ve yeni sadrazam, Kirli Hasan Paşa’nın yerine oğlu Mehmed Paşa’yı Rumeli’ye vali tayin edip, yardım göndermeyi bilerek geciktirdi.

Telli Hasan Paşa ise, destek birliklerinin geleceğine güvenerek Kulpa Nehri’ni geçerek, Osek üzerine yürüdü. 20 Haziran 1593’te Osek önünde Avusturya ordusuyla karşılaştı.

Osmanlı birlikleri, Kulpa Nehri ile Avusturya ordusu arasında sıkıştı ve büyük bir yenilgi yaşandı. Koca Sinan Paşa da, bu yenilgiyi kullanarak, Divân-ı Hümâyun’dan Avusturya’ya karşı savaş ilanı kararını çıkarttı.

SAVAŞA KARŞI ÇIKANLAR, NASIL TEHDİT EDİLDİLER?

Savaş ortamı için uygun bir havanın olmasına rağmen, bazı devlet adamları, askerin yorgunluğunu ve hazinede para olmadığını ileri sürerek savaşa karşı çıkarlar.

Koca Sinan Paşa, savaş istemeyenlere karşı bir de fetva alır. Sinan Paşa, Osmanlı tarihinde daha önce benzeri görülmeyen bu uygulama ile, savaşa mâni olanların ‘kâfir’ olacaklarını söyleyerek muhaliflerini sindirir.

Kısa bir hazırlıktan sonra sefere çıkan Sinan Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusu, Pespirim ve Polata gibi kaleleri fetheder; ancak kışın yaklaşması üzerine Belgrad’a geri dönülür.

SAVAŞIN İLK YILLARINDA NELER OLDU?

Avusturyalılar, 1593’ten 1606’ya kadar 13 yıl süren savaşları ‘Uzun Türk Savaşları’ ya da ‘Uzun Savaşlar’ diye adlandırdıkları gibi, ilk çatışmalar 1591’de başladığı için, ’15 Yıl Savaşları’ diye de anarlar.

Avusturya birlikleri, savaşın başlangıcında Estergon ve Hatvan’ı kuşatmışlardı.

Koca Sinan Paşa da, oğlu Mehmed Paşa ile Budin Beylerbeyi Sokulluzâde Hasan Paşa’yı Hatvan’a yardıma gönderdi. Sokulluzâde Hasan Paşa, düşmanı oyuna getirerek mevzilerinden çıkardı ve iki ordu arasında şiddetli bir mücadele başladı.

Mehmed Paşa ise, ordunun bozulduğunu zannederek, Budin’e kaçmıştı. Ancak babası sadrazam olduğu için, III. Murad’a zaferi Mehmed Paşa’nın kazandığı söylendi.

Osmanlı birlikleri, uzun süren kuşatmalardan sonra Yanık ve Papa kalelerini fethetti. Ordu, Komorn Kalesi’ni de kuşatma altına aldı ancak soğuğun şiddetini artırması ve Mehmed Paşa’nın yine kaçması üzerine, kuşatma kaldırıldı.

Osmanlı’nın başarıları, Avusturya’yı bir Haçlı ittifakı oluşturmaya yöneltti. Ancak 1592’de papa seçilen VIII. Clement’in, Venedik, İspanya, Rusya ve Lehistan ile bir Haçlı ordusu kurma çabası başarısızlıkla sonuçlandı.

Ama Papa, küçük de olsa bir ittifak toplayabilmişti. Erdel Kralı, Eflak ve Boğdan voyvodaları ile Avusturya imparatoru Rudolf, Osmanlı’ya karşı ortak hareket etme kararı aldılar.

Anlaşma uyarınca, ilk harekete geçen Eflak voyvodası Mihail, 1594 Kasım’ında topraklarındaki Müslümanları öldürdü; Yergöğü ve Rusçuk’a saldırdı.

III. MEHMED NASIL SEFERE ÇIKTI?
Savaş sürerken 1595’te ölen Sultan III. Murad’ın yerine oğlu III. Mehmed geçti. Yeni padişah ilk olarak, Ferhad Paşa’yı Eflak seferine gönderdi: Ancak Paşa’nın başarısız olması üzerine, padişah aynı göreve Sinan Paşa’yı getirdi.

Sinan Paşa karşısında Eflaklıların başarıları, Avusturyalıları da harekete geçirdi ve Prens Mansfeld komutasında, 80 bin kişilik bir Avusturya kuvveti, Sinan Paşa’nın oğlu Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu yenerek Estergon Kalesi’ni ele geçirdi.

Tahta çıkar çıkmaz yenilgi haberiyle karşılaşan genç padişahın morali bozuldu. Sadrazam Sinan Paşa padişaha, büyük dedesi Kanunî Sultan Süleyman gibi yeniçerilerin başında sefere çıkması gerektiğini söyledi.

III. Mehmed, hem babasının hem de kendisinin hocası olan Hoca Sadeddin Efendi’nin de teşvikiyle, Avusturya üzerine sefere çıkma kararı aldı. Kanunî’den sonra, II. Selim ve daha sonra III. Murad sefere çıkmamışlardı.

Sultan tam sefere çıkmaya karar vermişti ki, Sadrazam Sinan Paşa aniden öldü. Sinan Paşa’nın yerine sadarete getirilen Damad İbrahim Paşa ise, padişahın sefere çıkmasına karşı çıktı.

Ancak yeniçeriler, “Padişahımız niçin bizimle sefere çıkmaz, Sultan Süleyman hem yaşlı hem de hasta olduğu halde sefere çıkmıştı” diye tepki gösterince, III. Mehmed sefere çıkmaya karar verdi.

Sultan, 25 Haziran 1596’da İstanbul’dan hareket etti. Ordu, 27 Ağustos’ta Salankemen’e gelince, seferin yönünün ne tarafa olacağı görüşüldü: Kanunî döneminde de kuşatılan ancak alınamayan Eğri Kalesi üzerine yürümeye karar verildi. 12 Ekim’de Eğri fethedildi.

Eğri’de bir süre konaklandı ve Avusturya ordusu hakkında bilgi almak için Hadım Cafer Paşa komutasındaki öncü kuvvetler, Haçova’ya gönderildi. Ancak 100 bin kişilik düşman karşısında Hadım Cafer Paşa’nın 15 bin kişilik birliğinin hiçbir şansı yoktu.


HAÇOVA MUHAREBESİ’NE NASIL GELİNDİ?

Kahramanca çarpışan Cafer Paşa’nın yanında hiçbir varlık gösteremeyen Rumeli Beylerbeyi görevinden alınarak yerine Sokollu Mehmed Paşa’nın oğlu Hasan Paşa getirildi.

Aslında yenilgideki asıl suç, yardım gönderilmesini engelleyen Sadrazam Damad İbrahim Paşa’daydı. Savaşa başından beri karşı olan Damad İbrahim Paşa, öncü kuvvetlerin mağlubiyeti üzerine korkuya kapılmıştı. Padişah da ondan farksızdı.

Savaş meclisinde, kışın ilerlemekte olduğu, Sokolluzâde Hasan Paşa’nın emrine daha kalabalık bir ordu verilerek onun savaşı sürdürmesi ve padişahın başkente geri dönmesi fikri belirtildi. Ancak padişah ve ordu üzerinde güçlü bir etkiye sahip olan Hoca Sadedin Efendi, bu fikre karşı çıktı. Bunun üzerine Osmanlı ordusu 24 Ekim’de Eğri’den Haçova’ya doğru hareket etti ve 25 Ekim 1596’da iki ordu Haçova’da karşı karşıya geldi.

HAÇOVA MUHAREBESİ NASIL CEREYAN ETTİ?

Osmanlı ordusu 1526’daki Mohaç Muharebesi’nden 70 yıl sonra ilk defa bir meydan savaşına çıkıyordu. Bir zamanların meydan savaşlarında, önüne çıkanı deviren ordunun bu özelliği artık kalmamıştı. Ordu meydan savaşlarındaki ustalığını yitirmiş, kale kuşatmaları üzerine uzmanlaşmıştı. Avusturya ordusu ise, kendini yenilemişti.
Avusturya Arşidükü Maksimilyan ile Erdel Voyvodası Barthory’nin komuta ettiği, 100 bin kişilik ordu, Alman, İspanyol, Papalık, Fransız, Macar, Çek ve Leh askerlerinden oluşuyordu. Osmanlı ordusu da aşağı yukarı 100 bin kişiydi.

25 Ekim’deki küçük çarpışmalardan sonra, asıl muharebe 26 Ekim’de başladı. Osmanlı ordusunun merkezinde III. Mehmed bulunuyordu. Avusturya ordusu savaş başlar başlamaz bütün gücüyle sultanın bulunduğu merkeze saldırdı.
III. Mehmed, kendisini güvenceye almak için ordunun gerisindeki Yunus Ağa’nın çadırına çekilmek zorunda kaldı. Akşam olduğunda savaş bitmemiş, iki tarafın hesabı ertesi güne kalmıştı.

Ertesi gün, Haçova bataklığının arka tarafında mevzilenen Avusturya ordusu, Ciğalazâde Sinan Paşa idaresindeki ileri kuvvetlerin tüm saldırılarına rağmen bir türlü yerinden çıkarılamadı.

İkindi vakti geldiği halde Avusturya ordusu yerinden bir adım bile kıpırdamamıştı. Saldırıları püskürten Avusturya ordusu karşı saldırıya geçti.

Sağ kol komutanı Rumeli Beylerbeyi Sokolluzâde Hasan Paşa, düşmanı durdurmak için hemen geçit başında birliklerini hücuma kaldırdı. Bu sırada merkeze de saldırı olduğu haberi geldi.

Hasan Paşa ne yapacağını şaşırmıştı. Tam merkeze doğru harekete geçtiği sırada yoğun bir düşman saldırısıyla karşılaştı ve birliklerinin tamamına yakını dağıldı.

Avusturya ordusu, Osmanlı ordusunun sağ kolunu imha ettikten sonra, padişahın bulunduğu merkeze saldırınca merkezdeki askerler de kaçmaya başladı. Osmanlı ordusunun merkezine dalan Avusturyalılar savaşa kesin kazanılmış gözüyle bakıp, eşyaları ve hazineyi yağmalamaya başladılar.

Yağmaya girişen Avusturya askerlerinin çadırlar arasında dolaştığını gören Osmanlı ordusunun geri hizmetine mensup seyisler, aşçılar, katırcılar, deveciler gibi bütün hademe güruhu çadırlar arasında yağmaya dalan düşman üzerine kazma, kürek, odun yarması, balta, lobut, kepçe vs., ellerine ne geçirdilerse saldırmaya başladılar.
Düşmanın bir kısmını öldürdükten sonra, ‘Kâfir kaçtı’ diye bağırmaya başladılar. Savaşla işi olmayan kişilerin düşman askerlerini öldürmesi ve sultanın cepheden ayrılmaması dağılmaya başlayan ordunun tekrar kendine gelmesini sağladı.

Asker, var gücüyle Avusturyalıların üzerine saldırdı. Ciğalazâde Sinan Paşa da pusuda beklediği yerden çıkarak, ordunun sağ kanadını bozan Avusturya birliklerini bataklıklara kovala¤¤¤¤¤ imha etti.

Yatsı vaktine kadar yaklaşık 50 bin düşman askeri öldürülmüştü. Osmanlı, Haçova Meydan Muharebesi’nde mağlup olmak üzereyken zaferi kazandı.

Ciğalazâde Sinan Paşa sadrazam oldu ve padişah da İstanbul’a döndü. Dönemin tarihçileri, Haçova Muharebesi’ni Mohaç ve Çaldıran muharebelerinden bile üstün tuttular. Ancak muharebe, Osmanlı ordusunun gücü sayesinde değil, Avusturya ordusunun disiplinsizliği yüzünden kazanılmıştı.

Aslında bu muharebe, daha önce Osmanlı ordusunun karşısına bile çıkmayan Avusturyalıların artık güçlendiğini gösteriyordu.

HAÇOVA’DAN SONRA SADRAZAMIN HATASI NEYDİ?

Ciğalazâde Sinan Paşa sadrazam olduktan sonra iki önemli hata yaptı. İlk olarak, bizzat sefere gelmediği gerekçesiyle Kırım Hanı Gazi Giray’ı azlederek yerine savaşta yardımı görülen Fetih Giray’ı tayin etti.

Sonuçta, iki kardeşin arasına nifak girdi ve ağabeyi, Fetih Giray öldürttü.

Sinan Paşa’nın muharebeden sonra, yoklama yaptırarak savaştan kaçanları tespit edip, 30 bin askeri ordudan ihraç etmesi, Celali İsyanları’nın fitilini ateşledi. Ekonomik zorluklar yüzünden sefere gelemeyen askerler dağa çıkıp eşkıya oldular ve Anadolu’yu alt üst ettiler.

ZİTVATOROK ANTLAŞMASI NASIL İMZALANDI?

Haçova’dan sonra, düşmana öldürücü bir darbe vurulmadığı için savaş 10 yıl daha devam etti. Sınırın önemli kalelerinden Kanije, 22 Ekim 1600’de vire ile yani anlaşmayla Osmanlı’ya teslim oldu.

Avusturya Arşidükü Ferdinand, bir yıl sonra kaleyi geri almak üzere yaklaşık 50 bin kişilik bir kuvvetle şehrin önlerine geldi. Ancak kale kumandanı Tiryaki Hasan Paşa, Arşidük’e, Avusturyalılar için hiç de hoş olmayan sürprizler hazırlamıştı ve sonrasında da, ani bir huruç hareketiyle Avusturya ordusunu bozguna uğratacaktı.

Bu arada 1603’te ölen III. Mehmed’in yerine I. Ahmed hükümdar oldu. Osmanlı’nın yazın ele geçirdiği kaleler, kış gelince tekrar elden çıkıyordu. Avusturyalılar, 1598 Mart’ında sınır savunmasında önemli bir mevki olan Yanıkkale’yi aldılar.

Asi Eflak Prensi Mihail, Avusturya’nın yardımıyla önce Erdel’i, ardından da Boğdan’ı işgal etti. Boğdan yüzünden Eflak Prensi ile Avusturya hükümdarı birbirine girince, Osmanlı da Lehistan ile birlikte hareket edip, üç prensliği de ele geçirerek kendine bağlı voyvodalar tayin etti.

Rumeli Beylerbeyi Lala Mehmed Paşa komutasındaki ordu, Avusturya’nın işgal ettiği Peşte’yi 1605 Eylül’ünde geri aldı. Ele geçirdiği topraklarda Avusturya’nın Katolikliği bir baskı unsuru olarak kullanması, Protestanların Osmanlı safına geçmelerine neden oldu.

Lala Mehmed Paşa, Avusturyalılara karşı isyan edenlere yardım ederken, Estergon ve Vişegrad’ı fethetti. Akıncıların Avusturya topraklarına girmesiyle, Habsburglar Erdel’i tamamen boşalttılar.

Osmanlı üstün duruma geçmişti; ancak İran sınırında savaş ihtimali vardı. Avusturya İmparatoru da hakimiyeti altındaki Macar topraklarında isyanlarla uğraşıyordu.

Bu şartlar altında 11 Kasım 1606’da Zitva Nehri ile Tuna’nın birleştiği Zitvatorok’ta antlaşma imzalanarak, savaşa son verildi. Avusturya, hakimiyeti altındaki Macar toprakları için verdiği vergiyi son kez verecek ve yazışmalarda Osmanlı padişahı ile Avusturya hükümdarı denk sayılacaktı.


ANTLAŞMA MADDELERİ NEDEN UYGULANMADI?
1606 Zitvatorok Antlaşması’nda Avusturya, Osmanlı İmparatorluğu’na elinde bulunan Macar toprakları için bir kalemde ve son defa olarak bir meblağ ödemeyi kabul ettirmiş, ayrıca ‘Kayzer’ unvanını padişaha denk düşürme başarısını göstermişti.

Ancak Avusturya’nın bu kazançlarının geçerliliği için, 30 yıldan fazla zaman geçmesi gerekti. Avusturya hükümdarının kayzerliği hemen tanınmamış, yazışmalarda alternatif unvanlarla geçiştirilmiş ve ‘haraç’ adı altında her yıl para talep edilmeye devam edilmişti.
Kaynak:
Popüler Tarih Dergisi

801
0
0
Yorum Yaz