OĞUZ KAĞAN 8 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

İSLAM TARİHİ

A.SELÇUKLU TARİHİ

BÜYÜK SELÇUKLU TARİHİ

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ

GENEL TÜRK TARİHİ

OSMANLI TARİHİ

DÜNYA TARİHİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ

YAKIN TARİH

Diğer İçeriklerim (200)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (8)
kasmel gelecekteki islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet yildrm chphatay1 fatmazeran

HATAY MESELESİ VE HATAYIN ANAVATANA KATILMASI

2008-11-19 23:08:00

"Hatay Benim Namusumdur. Hatay'ı Alacağım"

“İskenderun Sancağı” olarak adlandırılan bölgenin ana vatana ilhakı Atatürk’ün bir asker ve devlet adamı olarak liderlik yeteneğinin ve Türk diplomasisinin başarısının en önemli kanıtıdır.

Bölgenin Tarihi ve Jeopolitik Önemi

Antakya bölgesi dünyanın en eski yerleşim birimlerinden birisidir. Bölgede yapılan araştırmalar burada yerleşimin milattan çok öncelere dayandığını göstermektedir.

M.Ö. 650’li yıllarda Antakya yöresine Oğuzhan’ın geldiği rivayet edilmektedir. Daha sonra Persler bölgeye hakim olmuştur. Antakya, bir ara Doğu Roma İmparatorluğu, İranlılar, Emeviler, Abbasiler ve Bizanslıların eline geçmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Süleyman’ın şehri almasıyla 1084’ten itibaren Antakya tekrar İslam hakimiyetine girdi. 1098’de Haçlılar şehri ele geçirip ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Antakya bundan sonra 170 sene Hıristiyanların elinde kaldı. Daha sonra Memluk Sultanı Baybars 1268’de Antakya’yı ele geçirdi.
Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi sonrasında 1517’de Suriye ve Antakya’yı Osmanlı topraklarına kattı. 1517’de Kahire dönüşünde Şam’a uğrayan Yavuz Sultan Selim, Malatya, Divriği, Darende, Besni, Gerger, Birecik, Antep ve Antakya’yı aldı. Böylece uzun sürecek Osmanlı hakimiyeti başlamış oldu. Bölge, Osmanlı idari yapısında önemli bir yere sahipti. Antakya, 1918’de İngiliz ordularının istilasına uğradığı zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir sancağı olarak kaldı. Daha sonra Fransızların işgaline uğradı.

İskenderun Sancağı, gerek ticaret yolları, gerekse Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından jeostratejik öneme sahip zengin bir bölge olmasından dolayı 18.yüzyıl başlarından itibaren Fransa’nın göz diktiği bir yer olmuş; bölgeye eğitim, sağlık, din ve demiryolu alanlarında yatırım yaparak nüfuzunu yerleştirmeye çalışmıştır.

İngiltere ve Fransa Bölgeyi Sykes-Picot Antlaşması ile Gizlice Paylaşıyorlar

İngiltere ve Fransa I.Dünya Savaşı içinde gizli olarak imzaladıkları Sykes-Picot Anlaşması ile Ortadoğu bölgesini paylaşmışlardı. Bu anlaşmaya göre Suriye, Lübnan ve Çukurova, dolayısıyla İskenderun Sancak bölgesi Fransa’nın nüfuz bölgesine dahil edilmiştir. I.Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada, Sancak bölgesi Türk kuvvetlerinin kontrolünde bulunuyordu. Fakat Mondros Mütarekesinin maddeleri gereğince Osmanlı Devleti fiilen tarihe karışmış oluyordu. 9 Kasım’da İngiliz birlikleri Mondros’un 7.maddesine dayanarak İskenderun Sancağı’nı işgal ettiler, daha sonra yaptıkları gizli anlaşma uyarınca, bölgeyi Urfa, Antep, Adana ve Mersin’i de işgal etmiş olan Fransız birliklerine bıraktılar. 11 Aralık 1918’de Fransızlar İskenderun Sancağını işgal ettiler.

Ulu önder Atatürk’ün Hatay sorununa ilgisi bu tarihlerde başlar. Bu sırada (31 Ekim 1918) Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atanmış bulunan Mustafa Kemal Paşa İngilizlerin İskenderun’u işgal isteklerine direnerek, İskenderun’a yapılacak herhangi bir İngiliz saldırısına silahla karşı konulması emrini verdi. Onun bu davranışı Osmanlı Hükümeti’ni kızdırmış ve Yıldırım Orduları Grubu 7 Kasım’da dağıtılarak Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nezareti emrine verilmiştir. Mustafa Kemal’in Harbiye Nezareti emrine alınmasından sonra bölgedeki direnme kırılmış, İngiliz ve Fransız işgalleri kolaylaşmıştır.

Türkler Fransızlara Direniyor

11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilen Sancak bölgesinde Türkler yer yer direnişe başlamışlardır. Bu direniş önce Dörtyol, daha sonra diğer bölgelerde ortaya çıkmıştır. Reyhanlı ve Antakya’da teşkilatlar kurularak mücadeleye başlanmıştır.

13 Temmuz 1919 tarihinde bölgede inceleme yapan Amerikan King Came heyeti İskenderun Sancağı’na gelerek halktan Fransız yönetiminden memnun olup olmadıklarını sormuş, bunun üzerine Türkler Fransız yönetimine karşı olduklarını ve Türk yönetimi istediklerini belirtmişlerdir. Türklerin Fransız yönetimine karşı olan tavırları Fransızları kızdırmış, tutumlarının daha da sertleşmesine yol açmıştır. Fransızların yanında yer alan Ermeni çeteleri Türklere yönelik baskı ve taşkınlıklarını giderek artırmaya başlamıştır. Bütün bu baskı ve öldürmeler karşısında İskenderun Sancağı ve havalisi Türkleri birlik halinde mücadeleye girmişlerdir.

Tayfur Sökmen Fransızlara Karşı Direniş Hareketini Örgütlüyor

İskenderun Sancağı için mücadele veren, gerektiğinde tüfekle çarpışan, zulme ve esarete karşı verdiği mücadelede büyük Atatürk’ün güvenini kazanarak önce Antalya mebusu, daha sonra da Hatay Devlet Başkanlığı’na seçilen Tayfur Sökmen’in (TBMM eski Başkan vekili Murat Sökmenoğlu’nun babası) Hatay’ın kurtuluşunda ve Türkiye’ye ilhakında büyük emeği geçmiştir.

1892 doğumlu olan Tayfur Sökmen, aslen Reyhanlı olup, seçkin bir aileye mensuptur. Dedesi, Karamürselzade Ahmet Paşa, 1825’te devlete vergi vermemek için isyan eden Halep eyaletinin merkezini, vergi vermeye zorlamak ve isyanı bastırmak amacıyla görevlendirilmiş ve bu görevi başarı ile neticelendirdiğinden dolayı Padişah tarafından Reyhanlı’ya Ucbeyi alarak atanmıştır. Dedesinin ölümünden sonra babası Karamürselzade Şevki Bey Aşiret Reisliğine seçilmiştir. Rüştiye mezunu olan ve 1909’da Kırıkhan’da meydana gelen Ermeni Vaka’sı nedeniyle yüksek öğrenimine devam edemeyen Tayfur Sökmen, 1.Dünya Savaşı sırasında askerliğini Halep’te yapmıştır. Atatürk’ü de ilk defa Halep’te Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak görmüştür.

Reyhanlı’da babasının ölümünden sonra arazilerinde çiftçilik yapan Tayfun Sökmen, İskenderun Sancağının 11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgalinden sonra yakın akrabalarıyla görüşerek düşmanla mücadele etmeye karar verdi. Böylece “HATAY” davası da doğdu.

O günlerde, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplayarak Misak-ı Milli sınırları içindeki toprakları kurtarmak için mücadele ediyordu.

Tayfur Sökmen 29 Mayıs 1920’de Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekerek İskenderun Sancağı ve havalisinin Misak-ı Milli hudutları içinde olup-olmadığını sorar. Mustafa Kemal Paşa Miralay Recep Bey vasıtasıyla verdiği cevapta İskenderun Sancağı ve havalisinin Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu ve Maraş’taki ikinci Kolordu ile temas ederek faaliyetlere devam edilmesini ister. Maraş’taki İkinci Kolordu Kumandanı Selahattin Adil Paşa, kendisiyle görüşen Tayfur Sökmen’e yardım etme vaadinde bulunur.

Ankara İtilafnamesiyle Sancak Bölgesi Suriye’ye Veriliyor

Sakarya Savaşı’ndan sonra, Fransa ile barış antlaşması yapma olanağı doğmuştur. Fransa ile 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi Hatay yöresinin siyasal statüsüne ve geleceğine ilişkin önemli hükümler içeriyordu. Misak-ı Milli sınırları içinde mütalaa edilmesine rağmen Fransa ile silahlı mücadelenin durdurulması pahasına bu devlet ile 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi’nin 8.maddesi ile güney sınırları çizilirken, Sancak bölgesinin milli sınırlar dışında kalması zaruri ve Türkiye’nin menfaatleri bakımından lüzumlu görülmüştür. İtilaf kanadından bir ülkenin tek başına da olsa Ankara Hükümeti ile bir anlaşma imzalaması onun bu hükümeti tanıdığının bir göstergesi olmuş, bu da Ankara Hükümetinin diplomatik alanda kazandığı önemli bir zaferdir.
Ankara İtilafnamesi ile Sancak bölgesi Suriye tarafında bırakılırken, TBMM Hükümeti bölgedeki Türklerin menfaatlerini koruyacak ve bölgeye özerklik verilmesi için gerekli zemini hazırlayacak özel hükümler koydurmayı ihmal etmemişti. Örneğin, Türk parası orada resmi niteliğe haiz olacaktı. Türkçe’nin resmi dil olması ve Türk halkının kendi kültürlerini geliştirmelerine imkan tanınacaktı.

Ankara İtilafnamesi’nden sonra, 2 Kasım 1921’de Tayfur Sökmen’i kabul eden Mustafa Kemal Paşa, Sökmen’den sabırlı olmasını istemiş, “inşallah ileride sizleri de kurtaracağız. Şimdi memleketinize giderek çalışırsınız” demiştir. Bu arada Lozan görüşmeleri sırasında 15 Mart 1923 tarihinde Adana’ya gelen Mustafa Kemal Paşa, kendisini karşılayan Sancaklılara “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz. Günü gelecek siz de kurtulacaksınız” diyerek Hatay konusuna bakış açısını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu dönemde, Hatay’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye göçmelerine Halep Konsolosluğu aracılığıyla güçlükler çıkarılmış, bölgenin terk edilmemesi yolunda propaganda yaparak göç büyük oranda engellenmişti. Ayrıca Hatay Türklerinin Adana, İstanbul ve bizzat İskenderun Sancağı’nda teşkilatlı bir şekilde çalışmaları teşvik edilmiş, 1935 seçimlerinde Tayfur Sökmen Antalya bağımsız milletvekili seçilerek Hatay davasına sahip çıkılmaya çalışılmıştır.

Yukarıdaki gelişmelerden de anlaşılacağı gibi başta Atatürk olmak üzere, Türk devlet adamları 1918-1936 döneminde önce Milli Mücadele şartları, daha sonra karşılaşılan iç ve dış sorunların halledilmesi gibi son derece hayati konularla uğraşmak zorunda kaldıklarından geleceğe yönelik faaliyetler yürütmekle beraber Hatay sorununu ön plana çıkarmamışlardır. Atatürk sorunu ön plana çıkarmak için iç ve dış sorunların halledilmesini ve Avrupa’da siyasal konjonktürün elverişli duruma gelmesini beklemiştir.

Türkiye Sancak Bölgesine Bağımsızlık İstiyor

Avrupa’daki gelişmelerin ve buhranların aldığı istikamet karşısında Fransa, Suriye ve Lübnan ile münasebetlerini yeni bir düzene sokarak 1936 Eylülü’nde Suriye’ye ve 1936 Kasımı’nda da Lübnan’a bağımsızlık verdi. Lakin Suriye’ye bağımsızlık veren ve Suriye ile Fransa arasında ittifak kuran 1936 Eylül antlaşmasında İskenderun Sancağı hakkında hiçbir hüküm yoktu. Yani Fransa Suriye’den çekilirken, Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye’ye terk etmekteydi. Bu sebeple, Türk hükümeti bu durumu kabul etmedi ve Suriye’ye yapıldığı gibi, İskenderun Sancağına da bağımsızlık verilmesini istedi. Atatürk de 1 Kasım 1936’da yaptığı Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında, “Bu sırada Milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele, hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun, Antalya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve katiyetle durmaya mecburuz” diyordu.

Fransız Hükümeti 10 Kasım’da verdiği cevapta, Sancağa bağımsızlık vermenin Suriye’yi parçalamak demek olacağını ve mandater devlet olarak da buna yetkisi bulunmadığını bildirdi. Bundan sonra iki hükümet arasında birer nota daha teati edildi, lakin görüşlerde herhangi bir değişme olmadı. Yalnız bu arada Fransa meselenin Milletler Cemiyeti’ne havalesini teklif etti ve Türkiye de bu teklifi kabul etti.

Atatürk Hatay’ı Almaya Kararlı

Türkiye ile Fransa arasında bu tartışmalar olurken, bir yandan Türk kamuoyu, öte yandan da İskenderun’daki halk heyecanlanmış ve İskenderun’da halk ile polis arasında çarpışmalar olmuştu. Bu durum üzerine Atatürk Fransızlar’a ve bütün dünyaya işin önemini anlatmak gerektiğine inanarak bir gösteride bulunur. İstanbul‘dan Eskişehir ve Konya’ya gider. Dönüşte Çankaya Köşkü’nde Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.

Atatürk’ün o sıradaki ruh durumunu belirtmesi bakımından Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a söylediği şu sözler önemlidir:

“Hatay benim şahsi meselemdir. Keyfiyeti Fransız büyükelçisine ta bidayette açıkça ifade ettim. Dünyanın bu durumunda böyle bir meselenin Türkiye ile Fransa arasında müşellah bir ihtilafa müncer olması katiyen varid değildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermiş bulunuyorum. Şayet ufukta bu yolda binde bir ihtimal belirse, Türkiye Cumhuriyeti Reisliğinden ve hatta Büyük Millet Meclisi azalığından da çekileceğim. Ve bir fert olarak bana iltihak edecek birkaç arkadaşla beraber Hatay’a gireceğim. Oradakilerle el ele verip mücadeleye devam edeceğim.”

Atatürk bu sözlerin benzerini sofra arkadaşlarına da söylemiştir. Hatay’da ise çatışmalar sürüp gitmektedir. Atatürk’ün bu davranışı Fransızlara işin ciddiyetini anlatmış ve çok geçmeden bu anlayışın belirtileri görülmüştür. Atatürk’ün Eskişehir ve Konya’ya yaptığı gösterişli gezisinden 10 gün sonra, 18 Ocak 1937’de Fransa Başbakanı Lean Blum, Türk Büyükelçisine bir mektup yazarak, Sancak konusunu Milletler Cemiyeti’nin çözmesi önerisinde bulunur. Türkiye’de bu öneriyi kabul eder.

Milletler Cemiyeti’nin meseleye el koyması ve özellikle İngiltere’nin de arabuluculuğu ile Konsey, 27 Ocak 1937’de Sancak için bir statü kabul etti. Bu statüye göre İskenderun Sancağı, İçişlerinde tamamen bağımsız, dışişlerinde Suriye’ye bağlı, kendine özgü bir anayasa ile idare edilen “ayrı bir varlık” olacaktı. Burası Milletler Cemiyetinin gözetimi altına konacak ve bu gözetim bir Fransız vasıtasıyla yürütülecekti. Fransa ile Türkiye bir anlaşma yaparak Sancağın toprak bütünlüğünü birlikte garanti altına alacaklardı. Bundan sonra Sancak, Hatay adını alacaktır.

Türkiye Sancağın sorumluluğunu tümüyle Suriye’ye bırakan antlaşmaya tepki gösterdi ve Fransa’daki Lean Blum hükümetine bir nota vererek İskenderun Sancağına ilişkin antlaşma hükümlerini tanımayacağını bildirdi.Aynı günlerde Atatürk’ün buyruğu üzerine Antakya-İskenderun Yurdu Derneği yöneticileriyle yapılan bir görüşme sonunda, Antakya-İskenderun bölgesine “Hatay” adının verilmesi kararlaştırıldı. Derneğin adı da Hatay Egemenlik Cemiyeti oldu. Merkezi İstanbul’a taşınan örgütün başkanlığına İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, genel sekreterliğine de Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer getirildi. Örgütün çalışmalarının yoğunlaşacağı Dörtyol şubesi başkanlığını önce Abdurrahman Melek, daha sonra da Tayfur Sökmen üstlendi. Örgüt, Suriye hükümetinin 14-15 Kasım 1936’da yapılmasını kararlaştırdığı genel seçimleri boykot etti. Bunun sonucunda İskenderun Sancağı’nda seçimlere katılma oranı çok düşük oldu. Yörede yeni bir gerginlik dönemi başladı. Yapılması planlanan yeni halk oylaması gerçekleşmedi.

Avrupa’da Siyasi Konjonktür Değişiyor

Bu dönemde uluslararası plandaki bazı gelişmeler sonucunda, Fransa’nın tutumunda Türkiye ile uzlaşmaya yönelik köklü değişiklikler gerçekleşti. Hitler Almanyası’nın gittikçe güçlenmesi ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu nedeniyle Türkiye’yle gerginliği sürdürmek hem Fransa’ya hem de İngiltere’ye zarar getirecekti. Sonuçta Fransa, İskenderun Sancağının ayrı bir yönetime kavuşturulmasını kabul etti.

O sırada Atatürk’ün başlıca uğraş konusu Hatay sorunudur. 29.10.1937’de Romanya Başkanı Tataresko’nun önünde Fransız Büyükelçisi Ponsa’ya şunları der:

“Ben toprak büyütme dileklisi değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak muahadeye dayanan hakkımızın isteyicisiyim; onu almazsam edemem. Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay’ı alacağım. Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam; yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim; yenilmem, yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız.”

Hatay Cumhuriyeti Kuruluyor

1937’de Milletler Cemiyeti gündemine artık iyice yerleşen Hatay Sorunu’nun çözümü için bir uzmanlar komitesi oluşturuldu ve komite bir anayasa taslağı hazırlamakla görevlendirildi. Taslak, Milletler Cemiyeti’nde 29 Mayıs 1937’de kabul edildi. Kabul edilen anayasa metniyle sancağın içişlerinde bağımsız, dışişleri, mali ilişkiler ve gümrük açısından Suriye’ye bağlı olması öngörülüyordu. Suriye ile Sancak arasında sınır bulunmayacak, Sancağın toprak bütünlüğü Türkiye ve Fransa’nın ortak güvencesi altında olacaktı. Ama bu, seçimlerde halkın kendi parlamentosunu kuracağı güne değin geçerli olacak geçici bir statüydü.

Türkiye bu yeni statünün ardından Hatay yöresiyle ekonomik ilişkilerini geliştirdi. Ekim 1937’de Antakya ve İskenderun’da Türk konsoloslukları açıldı. Türk bankaları açtıkları şubeler aracılığıyla tüccar ve köylüye çok uygun koşullarda kredi vermeye başladı. Türkiye’de Meclisten geçen hemen her yasa takip edilerek Hatay’da da kabul edildi. Gümrük mevzuatı Türkiye’ye uyumlu hale getirildi.

Bu arada, Haziran 1938’de Fransızlarla Antakya’da sonuçlanan görüşmelerin ardından Sancağın toprak bütünlüğünü sağlamak amacıyla 2.500 Türk ve 2.500 Fransız askerinin gönderilmesine ilişkin antlaşma imzalandı. 5 Temmuz’da ilk Türk birlikleri Hataylı Türklerin alkışlarıyla yöreye girdi. Seçmen kütükleri yenilendi. Yapılan parlamento seçimlerinde 40 üyeli Hatay Millet Meclisine 22 Türk, dokuz Alevi Arap, beş Ermeni, iki Sünni Arap ve iki Ortodoks Rum milletvekili girecekti. Türkler 22 milletvekili ile Mecliste salt çoğunluğa sahip oldu. Tüm milletvekilleri yeminlerini Türkçe yaptılar.
Hatay Millet Meclisi 2 Eylül 1938’de toplanarak Hatay Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Meclis, Atatürk’ün isteği doğrultusunda Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen’i seçti. Meclis Başkanlığına Abdülgani Türkmen getirildi. Abdurrahman Melek başkanlığındaki Bakanlar Kurulu beş kişiden oluşuyordu. Hatay Cumhuriyeti’nin bayrağı biçim olarak Türk bayrağı ile hemen hemen aynıydı; tek farklılık, yıldızın içinin kırmızı olmasıydı. Hatay Cumhuriyeti’nin 1500 kişilik bir jandarma gücü olacak, gümrükler Suriye ile ortaklaşa yönetilecek, para birimi olarak Suriye Lirası kullanılacak, devleti dışta Suriye devlet başkanı temsil edecekti.

Bu arada ulu önder Atatürk 10 Kasım 1938’de Hatay’ın Türkiye’ye katılışını göremeden aramızdan zamansız bir şekilde ayrıldı.

Hatay Türkiye’ye Katılıyor

Hatay devletiyle Türkiye arasında gayet yakın temas ve bağlar kuruldu. Hatay Meclisi 1939 Ocak ayında Türk Medeni Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nu kabul etti. Türkiye’den mali müşavirler getirtti. Bunun yanında, Hatay idarecileri devamlı olarak Türkiye’ye katılmak arzusunda bulundular. Türkiye de bu isteği sempati ile karşıladı. Fakat, 29 Mayıs 1937 anlaşması ile Hatay, Türkiye ile Fransa’nın ortak garantisi altında bulunuyordu.

Ocak 1939’da artık sürecin son aşaması olan Türkiye’ye katılma konusunda engel kalmamış gibiydi. Nazi tehdidinin iyice artması, genel bir savaşın eşiğine gelinmesi nedeniyle Fransa’nın bu konuda Türkiye’ye karşı çıkması söz konusu değildi. Böylece, 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasında Ankara’da imzalanan bir antlaşmayla Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. Hatay Millet Meclisi de 29 Haziran’da toplanarak Türkiye’ye katılma kararı aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Haziran 1939’da bu kararı onaylamasıyla, Hatay Bakanlar Kurulu, yönetimle ilgili yetkilerini Türkiye’nin Hatay Olağanüstü Temsilcisi Cevat Açıkalın’a devrederek varlığını sona erdirdi. Son Fransız askerleri de anlaşma gereğince, 7 Temmuz günü Hatay’dan ayrıldılar. 7 Temmuz 1939 tarihli ve 3711 sayılı yasayla Hatay ili oluşturuldu. Emniyet Genel Müdürü ve Hatay Egemenlik Cemiyeti Genel Sekreteri Şükrü Sökmensüer ilin ilk valisi oldu.

Atatürk Hatay şehididir

Türkiye, bağımsızlığına kavuştuktan sonra, Hatay meselesini ön plana çıkarmak için iç ve dış sorunların halledilmesini ve Avrupa’da siyasal konjonktürün elverişli bir duruma gelmesini beklemiştir. Nitekim Avrupa’da siyasi konjonktürün elverişli duruma geldiğini gören Türkiye, Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık vermeye hazırlandığı bir sırada, Hatay konusunu iç ve dış kamuoyunda planlı bir şekilde gündeme getirmiştir. Artık Hatay, iç ve dış kamuoyunda yürütülen propaganda ile 1936 sonbaharından itibaren Türkiye’nin en önemli davası haline gelmiştir.

Milletler Cemiyeti çerçevesinde imzalanan antlaşma ile statü ve anayasanın uygulamasında Fransa’nın çıkardığı güçlüklere rağmen Hatay davasını bizzat yönlendiren Atatürk, Türkiye’nin barışçı ve hukuka saygılı görünümünü bozmadan aşama aşama yürütmeye özen göstermiştir. Türkiye’yi işgalcilikle suçlayacak herhangi bir argüman vermemeye büyük gayret sarf etmiştir. Atatürk, diplomasinin tıkandığı noktalarda askeri kuvvete başvurabileceğini Fransa’ya hissettirmiş ve Fransa’nın çıkardığı engeller böylece adım adım aşılmıştır. Türkiye’nin kararlı tavrı ve Avrupa konjonktüründeki hızlı değişmeler, Fransa’yı Türk haklarını teslime mecbur bırakmıştır. Türkiye, diplomatik yoldan Hatay konusunda aldığı mesafeye paralel olarak gerek Türkiye’de gerekse Hatay’da yürüttüğü faaliyetler ile davayı içten kazanma yoluna gitmiştir.

Ulu önder Atatürk, daha 1918’de Adana’da Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak İngilizlerin İskenderun’u işgal isteklerine direnmiştir. Atatürk, her vesileyle yaptığı konuşmalarda “Hatay sorunu benim namusumdur. Hatay’ı kurtaracağım” mesajını vermiş ve Hatay’ın Türkiye’ye katılması inancı ve ümidini hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Ulu önder Atatürk 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti’nin kuruluşunu görmüş, ancak 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinden Hatay’ın Türkiye’ye katılışını görmeye ömrü yetmemiştir.

Tarihçi Hikmet Bayur’a göre “Atatürk Hatay şehididir; çünkü sorunun en karıştığı sırada, kendisine hastalığı dolayısıyla doktorların kesin dinlenme ve hemen hep hareketsizlik öğütledikleri bir devrede, Mayıs 1938’de Mersin ve Adana’da asker geçit törenlerini ayakta izlemiş ve türlü dolaşmalarda bulunmuştur. Bu tutum O’nun yaşamını en az bir iki yıl kısaltmıştır.”



Kurtuluş Savaşımızdan İbretlik Olaylar
Birinci Dünya Savaşı sonrası 30 Ekim 1918 Türk’ün teslimnamesi olan Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra sömürgecileri kirli emellerine ulaşmak için 9 Kasım 1918’de İngilizler 15 kişi ile İskenderun’a çıkarlar. Ancak Fransızlarla anlaştıkları için onlara bırakırlar.
27 Kasım 1918’de işgal yönetimi İskenderun Sancağı kurulur ve İskenderun Sancağ’ın başkenti olur.
Sömürgeciler, Fransız askeri üniforması giydirilmiş Ermeni çetecilerle beraber akla hayale gelmeyen zulümler ve katliamlara başlıyor. Tarihler 19 aralık 1919’u gösterildiğinde, yeter artık diyen Karakese köyünde yaşayan Türkler barikat kurarak köye giriş ikesiyorlar meydana gelen çatışmada sömürgeciler ve yandaşlarından 15 kişiyi gebertiyorlar…
İşte bu baş kaldırıp baş eğmezlik sömürgecilere sıkılan ilk kurşun oluyor.
Ve silahlı mücadele başlıyor. Fransız işgalinin dokuzuncu ayında Sancak’ta yaşayanlar hangi ülkenin mandasını istediklerini sormak için her grubtan üçer kişilik delegeler tespit ederler… 1919 yılında Temmuz’un sıcak bir günü olan 13’ünde Amerikan heyeti İskenderun’a gelir. Görüşme sırası Samanlı köyünün ağası Mehmet Sarıağa, Belenli Hacı Fakih, Aziz efendi gelir.
Amerikan heyetinin başı sorar:
-Fransız mandası mı yoksa İngiliz mandası mı istersiniz?
Mehmet Sarıağa da:
-Daha başka manda taliplisi yok mu?
Amerikan heyetinin başı da:
-Evet bir de Amerika var demesi üzerine Mehmet Sarıağa:
“-Biz Türküz. Türk Devletini istiyoruz. Başka bir devletin himayesine sığınmak istemiyoruz. Türk olarak doğduk, Türk olarak yaşadık ve Türk bayrağı altında öleceğiz. Başka bir devletin bayrağının gölgesi altında gölgelenmek istemiyoruz.” Der.
Bu sözlere karşı Amerikan heyetinin başındaki;
-“Türk Devleti yıkılmıştır, Türk ordusu dağılmıştır, Türklerin hiçbir gücü, hiçbir kudreti kalmamıştır.”
Demesi üzerine Mehmet Sarıağa da :
-“Türk Devleti çökebilir, Türk ordusu dağılabilir fakat Türk milleti asla esir edilemez. Türk Milleti kimsenin kölesi olmaz.” Der ve Amanos Dağlarını göstererek;
“Biz yolumuzu biliriz, buradan yol KIZIL ELMAYA gider” demişti.
* * *
Türkmenzade Ahmet Ağa da aynı suallere:
-“Türkleri” demiş.
-Türkler gelemeyeceklerine göre yüreğinize en yakın gelen devlet hangisidir?
Türkmenzade Ahmet Ağa da
-Onlar bize gelmezlerse, biz onlara gideriz, diyor.
İşte İskenderun Sancağı’nın kurtuluşundaki en önemli mihenk taşı bu anlayışla mücadele başlıyor.
* * *
Temmuz 1921’de Ankara’dan Niyazi Ramazanoğlu’ndan Türkmenzade Ahmet Ağa’ya bir telgraf geliyor:
Fransa Hükümetin temsilcisi Franklen Büyyon’un Ankara’ya geldiğini bildiriyor. Temsilcilerin seçilmesini istiyor.
İskenderun Sancağı da beş aday tespit ediyorlar.
Türkmenzade Ahmet, Abdurrahman Musaloğlu, Emin Arifi, Sadık Abalı, İhsan Mursaloğlu…
-Türkmenzade Ahmet Ağa bu listeyi Hassa’da bulunan Tayfur Sökmen’e gönderiyor.
Sonar’a köyünde Bekir Ağa’nın çiftliğinde 200 kişiden fazla delege seçim mazbatasını imzalıyor. Reyhaniyeli Faruk Cengiz ve Kadri Mursaloğlu teslim alarak Reyhaniye, Kırıkhan, Belen, Antakya ve İskenderun’a gönderiyor.
Ancak yolda Fransızların pususuna düşen Faruk Cengiz’in atı dokuz yerinden yaralandığı halde mazbatayı Reyhaniye’ye ulaştırıyor.
Bin bir emekle hazırlanıp Ankara’ya kadar götürülen mazbata Millet Meclisine takdim edilemiyor ve İskenderun Sancağı vekilleri Anavatan meclisinde temsil edilemiyor.
* * *
Ankara’da Fransa ile görüşmeler devam ederken Tayfur Sökmen, Abdurrahman ve İhsan Mursaloğlu, Büyük Millet Meclisindeki Başbakanlık odasında Mustafa Kemal Paşa’nın huzurlarına kabul edilerek İskenderun Sancağı’nın halli için dileklerini sunarken;
-Mustafa Kemal Paşa, Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’e:
-Ne oldu Sancak? Diye sorması üzerine Yusuf Kemal Bey kekeleyerek:
-“Efendim, Franklen Büyyon henüz hükümetinden talimat almadığını söylüyor.” Demesi üzerine Mustafa Kemal Paşa sinirlenerek:
-Öyle ise bu müzakerelere devam edilemez, diye kesip atmış.
* * *
Ancak bütün gayretlere rağmen 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması imzalanmış Mersin, Adana, Ceyhan, Gaziantep, Urfa kurtulmuş İskenderun Sancağı Anavatan dışında kalmıştır.
* * *
Büyük Millet Meclisinde Tunalı Hilmi önderliğinde Yunus Nadi, Niyazı Ramazanoğlu, Ali Cenani beyler tarafından İskenderun Sancağı komitesi ilk baş kaldırı bayrağını açıyor.
İskenderun-Antakya çevresi müdafaa cemiyeti kuruluyor.
* * *
Yapılan mücadeleye rağmen Anavatan’ın dışında kalan İskenderun Sancağı Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’yı ziyaretlerinde onlarda Adana’da idiler. Tarih 15 Mart 1923 Mustafa Kemal Paşa’ya karşı “Kurtar, bizi de kurtar” feryatlarına
“KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU DÜŞMAN ELİNDE KALMAZ” sözleri kararan gönülleri aydınlatarak verdikleri mücadeleye daha güvenle sarılmalarının ateşleyicisi oluyordu.
* * *
20 Temmuz 1936 Montrö konferansı sonrası Afet İnan’ın başka bir meselemiz kalmadığını söylediğinde Atatürk’ün:
-“Şimdi Antakya, İskenderun yani Sancak meselemiz var.” Demesinden sadece yüz iki gün sonra 1 Kasım 1936 TBMM açılış konuşmasında:
“-Bu sırada milletimizi gece, gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele, hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun ve Antakya havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde ciddiyet ve katiyetle durmaya mecburuz.” derken.
* * *
Atatürk’ün bu konuşmasından sonra 2 Kasım 1938’de bölgeye “HATAY” ismini verir. Türkiye-Fransa arasında teati edilen notalardan sonra Aralıkta taraflar anlaşmış olarak konu Milletler Cemiyetine götürülürler.
* * *
HAREKET BAŞLIYOR
22 Aralık 1936 Fransa-Suriye anlaşmasından sonra 30 Aralık 1936’da Atatürk İstanbul’a gidiyor. 5 Ocak 1937 Adana’nın Fransız işgalin kurtuluş yıldönümün, de Adana’lılar İskenderun Sancağı için muhteşem gösterilerde bulunuyorlar. Atatürk verdiği talimatla İnönü, Çakmak ve Aras’ı 6 Ocak’ta 1937 Eskişehir’de buluşmaya davet ediyor. Dört saatlik toplantı sonrası Konya’ya hareket etti.
KONYA’DA
Konya Tren Garı’nda kendisini karşılamaya gelen valiyi kabulünde:
-Vali Bey, sizden kanunlarımıza aykırı bir şey istesem, bunu sırf ben istedim diye yapar mısınız?
Valinin net cevap vermemesi üzerine kendisi vali hakkında müsbet görüş bildiren vekilin yüzüne hani güvenilir adamda bu mu derecesine bakar.
Arkasından kabul ettiği ordu komutanı İzzet Çalışlar’a Valiye sorduğu suali sorunca Çalışlar esas vasiyeti alarak:
-Sen yalnız emret Paşam, istediğin devletin aleyhine bile olsa, tereddütsüz yaparım, cevabını almıştı.
Atatürk, Çalışlar’a:
-Üç gün içinde üç bin sivil, yani; Milis, üç bin de tam teçhizatlı bir taarruz birliği hazırlamasını emretmiş.
Uzun uzun bu birliğin askeri akımdan nasıl olacağını anlatmış.
* * *
İzzettin Çalışlar huzurdan çıktıktan sonra Bakan hayretler içinde:
-“Peki Paşam, böyle bir taarruz sizin Devlet’e karşı ayaklanmanız demek olmaz mı?”
-“Evet olur”
-“O zaman ne yapacağız?”
-“Evvela Hatay’ı istila eder, davasını hallederiz. Sonra da ankara’da Devlet’i yeniden kurarız” der.
* * *
İşte bu inanç, azim ve kararlılık içerisinde olan Atatürk.
-Ben memleketi hiçbir zaman savaşa sürüklemem, fakat Hatay meselesi benim vazgeçilmez bir davam olmuştur. Gerekirse bunu kendi başıma halletmek için zorda kalırsam hemen devlet başkanlığından ve hatta mebusluktan istifade ederim.”
Bu sözler, 7 Ocak 1937 de söylüyor.
* * *
Bu büyük irade 27 Ocak 1937’de İSKENDERUN SANCAĞI bağımsızlığına kavuşuyor. Acılar, çileler 5 Temmuz 1938’de Türk silahlı kuvvetlerimiz iki koldan komutan Albay Şükrü Kanatlı’nın kumanda ettiği birliğimiz Hassa’dan-Aktepe ikinci kol ise Payas-üzerinden İskenderun’a binbaşı Süleyman Dinçer komutasında giriyor. Sömürgecilerin yönetiminde 19 yıl 7 ay 26 kalan mübarek İskenderun Sancağı’nın kurtuluşudur. Mübarek olsun dileklerimizi sunarken. O şanlı mücadele toprak için toprağa düşmüş aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun. Sömürgecilerin beşinci kol faaliyetlerine yalakalık ve yataklık yapanlara cenab-ı Hak akıl fikir ve izan versin.

Alıntıdır.

10960
0
0
Yorum Yaz