TARİH,TÜRK TARİHİ,TÜRK TARİHİ KONULAR,İSLAM TARİHİ,ORTA ASYA TÜRK TARİHİ,
OĞUZ KAĞAN 9 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim

İSLAM TARİHİ

A.SELÇUKLU TARİHİ

BÜYÜK SELÇUKLU TARİHİ

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ

GENEL TÜRK TARİHİ

OSMANLI TARİHİ

DÜNYA TARİHİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ

YAKIN TARİH

Diğer İçeriklerim (200)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (9)
kasmel gelecekteki islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet yildrm chphatay1 fatmazeran ldwgtas

TARİHTE YAŞAMIŞ FİRAVUNLAR

2010-11-01 21:12:00

TARİHTE YAŞAMIŞ FİRAVUNLARIN HAYATI Kleopatra M.Ö 69`da iskenderiyede dogdu.Aslen yunanlı olan 3.Kleopatra babası 11.Ptolemaios`un vasiyeti üzerine kardesi ile evlendi. (O zamanlar mısırda egemen olan yunanlılar mısır toplumuna karısmamak için kendi soylarrından olan kişilerle evlenıyolardı bu da akraba evlılıklerı sonucu özürlü insanların dugumuna yol acıyordu.....) Babası öldügünde 18 yasında olan Kleopatra tahta cıktı. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benımsemesi için kendini mısır dinine verdi.Kardesi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne yollandı .Kleopatra iktidara yanında büyük Roma imparatoru SeZaR ile geri döndü. (Kleopatra bir halı içinde Sezar`ın sarayına girmiş ve bu büyük kralı kendine aşık etmişti....) Bu olaydan sunra kimsenin bilmedigi bir sebeple kardesi Nil sularında boguldu ....!   Kardeşinin aradan cekilmesi ile kleo tek basına iktidar koltuguna oturmustu.O sırada SeZaRdan bir cocugu oldu ve minik Sezarius`u alıp Romaya gitti. Kleo`nun en büyük hayali iki imparatorlugu birleştirip büyük İskenderin hayali olan bilinen tüm dünyaya sahip olmaktdı.M.Ö 44`de Sezar ölünce bu hayallerini ertelemek zorunda kaldı. (ama yanlızca kısa bir süre için.. ) SeZaR ölünce roma imp. 2 `ye ayrıldı ve tahta cıkan Octavio (Sezarın yegeni) ve MarcuS Antonius arasında. Doğu artık MarcuS tarafından yönetilmekteydi ve ilk işide Mısırı ziyaret oldu. Kleopatraya delice aşık oldu ve Kleo tekrar yarıda bıraktı planlarını hayata gecımekde gec kalmadı.Octavius`a savas actılar.Actiumda yapılan savaşta kleo ve Marcus kacmak zurunda kaldı .İskenderiydeki sarayına dönen Kleopatra elbet Octavius `un MıSıRı ele geçirecegini biliyodu. MarcuS`da onu peşi sıra mısıra dündü ama korkunc bir haberle sarsıldı Kleopatrası ölmüşt... Devamı

MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETLERİ VE ÇALIŞMALARI

2008-11-20 23:05:00

MÜDAFAA-İ HUKUK DERNEKLERİTürkiye'nin parçalanmak istendiği, Batı Anadolu'nun İtalya ve Yunanistan'a özellikle "Güzel İzmir"in Yunanistan'a verileceği, Doğu Anadolu'da Ermenistan Devleti kurulmak istendiği, Mondros Ateşkesi'nden sonra sezilmeye başlamıştı. Paris Barış Konferansı'nın sürdüğü sıralarda bu gibi haberlerin Avrupa gazetelerinde yer alması ile bunların gerçekleşmek üzere olduğu anlaşıldı. Bu gelişmeler karşısında Padişah ve Osmanlı Hükümeti, acizlik içinde, sadece nasihat heyetleri göndererek halkı işgaller karşısında sükunete ve işgallere direnmemeye çağırıyorlardı. Türk Ulusu tarihinde ilk kez bu kadar perişan, çaresiz umutsuz hir durumdaydı. Tüm dünya, Türkler'in bu durumundan memnundu. Avrupa'dan çıkarılıp atılan Türkler'in Asya içlerine sürülmesini bekliyorlardı. Yüzelli yıllık bir kin ve yağma hırsı içinde bulunan "Uygar Dünya"nın politikacısı, düşünürleri, ilim adamları, şairleri ve sanatkarlarının amaçları, en büyük arzuları gerçekleşiyordu. "Yer yüzünde her ulusun hakları, hakikatleri, yurdu ve tanrısı vardır. Yalnız Türk Ulusu haksız, hakikatsiz, yurtsuz ve Tanrısızdı. Tıpkı, büyük Perseküsyon devirlerindeki Beni-İsrail gibiydik. Gökten inecek mesihi bekliyorduk ve iki asır hasreti ile yandığımız ulusal kahraman, hala bir türlü görünmüyordu." diye yazan Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu çaresizliği dile getiriyordu. Çanakkale'de dünyanın en güçlü donanmasını ve ordularını dize getirmiş olan, yüzyıllardır efendi yaşamış Türk Ulusu özgürlüğünden vazgeçip, boynuna vurulmak istenen kölelik zincirini kabul edecekmiydi?Yunanistan'a ve Ermenistan'a Türk topraklarının verileceği haberi Türk Ulusu'nun aydınlarını hare... Devamı

KAZIM KARABEKİR VE KAYIP GÜNLÜKLERİ KONUSU

2008-11-20 23:04:00

Kâzım Karabekir'in kayıp günlükleriKazım Karabekir Paşa'nın kamuoyuna hiç yansımayan eserleri ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Karabekir'in evinin deposunda hiç açılmadan bekleyen notları 2007'de yayınlanacak ancak...Julide Karahan'ın haberi...Uzun yıllar yasaklı kalan ve düzensiz yayımlananlarla birlikte Karabekir'in evinin deposunda hiç açılmadan bekleyen notları, Kazım Karabekir Vakfı tarafından YKY'ye devredildi.Kızları Hayat Karabekir Feyzioğlu, Timsal Karabekir Yıldıran ve torunu Gülden Gazioğlu, arşivdeki tüm eserlerin basılacak olmasından çok memnun. Eserlerin 2007'de yayınlanacak ilk partisinde Paşa'nın bugüne kadar hiç bilinmeyen ‘Günlükler’i de var. Yayınların editörlüğünü daha önce İnönü'nün ‘Defterler’i ile Nihat Erim'in ‘Günlükler’ini yayına hazırlayan tarihçi Ahmet Demirel yapıyor. Doç. Demirel, Karabekir'in de İsmet İnönü gibi Harbiye yıllarından başlayarak günlük notlar tuttuğunu; bu notlardan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın niye kurulduğu, Atatürk ile olan anlaşmazlıkların temelinde neler olduğu gibi gizli kalmış pek çok şey çıkacağını söylüyor. Ön tasnif sonucu arşivde 50 eser bulduklarını belirten Demirel, bunların arasında ‘Hürcan' isimli bir romanın da varlığından bahsediyor.Karabekir'in arşivinde yakın tarihimize dair yeni tartışmalar açacak 39 defter bulundu. 1906-1948 yılları arasında neredeyse günü gününe tutulmuş günlüklerin 1932-1938 yıllarına rastlayan bölümleri ise ortada yok. “Defterlerin ne yazık ki en önemli 6 yılı kayıp.” diyen Doç. Dr. Demirel, 1938'in Atatürk'ün ölüm yılı olmasına ve o zamana kadar her şeyin Atatürk'ün kontrolünde gitmesine dikkat &c... Devamı

MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET

2008-11-20 22:00:00

Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyetİlk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'da, ülkenin doğusunu idare eden büyük hakana Arslan Han adı verilirdi. Onun hakimiyeti altında batı bölgelerini, Buğra unvanını taşıyan diğer bir han idare etmekteydi. Sonra devlet merkezinde hakanlara vekâlet eden, Erkan, Sagun gibi unvanlar alan İligler ve tekin diye anılan şehzadeler geliyordu. Ayrıca bir danışma kurulu vardı. Hükümdarlığı halife tarafından tasdik edilen Gazneli Mahmud, sultan unvanını ilk defa kullanan hükümdar olarak bilinir. Daha sonra bu unvan, bütün Müslüman devlet başkanları tarafından kullanılmıştır. Anadolu Türkmen beyliklerinde, atabeyliklerde de sultan unvanı kullanılmıştır. İslamiyet'te devlet başkanı olan halife, peygamberin vekili olduğu için, bütün Müslümanların başı durumundaydı. Türk cihan hakimiyeti düşüncesi, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar, dünyanın, Türk hükümdarı tarafından idare edilmesi gerektiği esasına dayanıyordu. 11. asır yazarlarından Kaşgarlı Mahmud şöyle demektedir: "Allah, devlet güneşini Türklerin burcunda doğdurmuş, göklerdeki dairelere benzeyen devletleri onun saltanatı etrafında döndürmüş, Türkleri yeryüzünün hakimi yapmıştır."Oğuz destanındaki ok motifi, Göktürk Kitabeleri'nde zaptı düşünülen istikametlere önceden prenslerin tayin edilmesi, Türk kültüründeki cihan hakimiyeti ülküsünün işaretiydi. Selçuklular, Dandanakan Savaşı'nın hemen arkasından bir savaş meclisi toplamışlar ve burada fütuhat yönlerini ve görev alacak başbuğları kararlaştırmışlardır. Malazgirt Savaşı ve Anadolu'nun fethi de, cihan hakimiyeti ülküsünün bir sonucu idi.Türk sultanları, toplulukla... Devamı

TARİHTE CENGİZ HAN İMPARATORLUĞU

2008-11-20 22:58:00

CENGİZ İMPARATORLUĞUKırgızların Orhun-Yenisey'deki Uygurları 840 yılında ortadan kaldırması ve ardından kendilerinin de Moğol hâkimiyetine girmeleriyle beraber, en eski Türk yurdu Moğolların eline geçmişti. Artık X. yüzyıldan itibaren gittikçe güçlenen Moğol kabileleri, Türklerin siyasî bir birlik oluşturamamasından da yararlanarak, faaliyetlerini artırmışlar, ancak kendileri de güçlü bir siyasî birlik oluşturamadıkları gibi üstelik birbirleriyle sürekli mücadele etmişlerdir. XII. yüzyılda en güçlü Moğol kabileleri Orhun-Tula boylarında yaşayan Kerayitler, Baykal gölünün güneyindeki Merkitler, İrtiş civarındaki Naymanlar idi. Bu sırada Karahıtaylar da Maverâünnehir'de Harezmşahlarla mücadele halindeydi. Cengiz Han'ın mensubu olduğu Kıyat kabilesi ve diğer Moğol kabileleri ise Onon-Kerülen boylarında dağınık hâlde yaşamaktaydılar.1155 yılında dünyaya gelen Cengiz (asıl adı Temuçin), henüz çocuk iken Kıyat kabilesinin han sülalesi Borcigidlerden gelen babası Yesügey Bahadır'ın, Tatarlar tarafından öldürülmesiyle, kendini zorlu bir mücadelenin içinde bulmuştur. Kahramanlığı ve zekasıyla kısa zamanda sivrilen Cengiz, 20 yaşındayken, bölgede önemli bir güce sahip Kerayitlerin beyi Tuğrul'un himayesini kabul edip, Cacirat beyi Camuka ile de kan kardeşlik kurarak nüfuzunu ve gücünü artırmıştır. kongrat kabilesi beyinin kızı Börte ile yaptığı evlilik ise mücadelesinde ona büyük bir üstünlük sağlamıştır. Nitekim karısını kaçıran Merkitleri, Kerayit ve Caciratların yardımıyla yenilgiye uğratmış, ardından Buirnor Tatarlarını ezmiştir (1198). Cengiz'in, Tuğrul Han ile birlikte Moğolistan'da hâkimiyet kurmaya çalışmasına Camuka karşı çıkmışsa da, 1201'de yapılan sava... Devamı

OSMANLI'DA YENİLEŞME ÇABALARI VE SONUÇLARI

2008-11-20 22:56:01

1.OSMANLI'DA YENİLEŞME ÇABALARIHer imparatorluk yükseliş dönemini yaşadığı gibi bu sürecin sonunda duraklama ve daha sonrasında da dağılma dönemi yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu da yükseliş döneminin sonrasında duraklama dönemine girmiştir. Bu dönemde batı karşısında gerileyen, taşra birimleri üzerindeki denetimini yitiren, tüm kurum ve kuruluşlarıyla hızla çöküşe doğru giden devletin, içinde bulunduğu kötü durumdan telaşa düşen yöneticiler çözüm arayışlarını hızlandırdılar. Yeniden eski gücün kazanılması için, yerli kurum ve geleneklerin diriltilmesi yönündeki girişimler, bunları uygulayacak kadroların yetersizliği yüzünden başarılı olunamadı. Ayrıca kendisini yenileyecek iç dinamikleri tamamen körelen kurumlar, bozulanyapıyı onarmada yetersiz kalıyordu. Bu durumda, daha kolay ve uygulamaya konulabilecek hazır çözümler öneren Batılılaşma gündeme geldi.Avrupa’da yeni bir siyasal düzen ve toplum anlayışının kapılarını açan 1789 Fransız İhtilali,, Osmanlı Devleti’nde “yenilikçi padişahlar dönemi”nin başlangıcıdır. III. Selim, 1808’e kadar süren iktidarında, askeri, idari, mali ve iktisadi alanlarda ilk köklü değişiklikleri başlattı. Bu köklü değişim çabaları daha çok askeri alanda olmuştur. Batı orduları karşında alınan mağlubiyetler sonunda tekrar başarılar kazanmak amacı güdülüyordu. Bu uğurda III. Selim Nizam-ı Cedid’i (Yeni Düzen) teşkil edecektir. Hareket esas itibariyle, dış görüntüsünde belirlendiği üzere sadece askeri değildir. Talim ve terbiyesi kalmamış bir insan yığınından ibaret olan yeniçeriler karşısında modern bir ordu tesis etmenin yanında, ulema sınıfının nüfuzunu kırmak, selâhiyetlerini azaltmak ve ... Devamı

TEVHİDİ TEDRİSAT KANUNU VE ÖNEMİ

2008-11-19 23:32:00

TEVHİDİ TEDRİSAT KANUNUTevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği bir sistem olarak benimsenmiş bulunmaktadır. Yeni Türkiye'nin kültür hayatında çok önemli bir aşamayı başarıya ulaştıran Tevhid-i Tedrisat Kanunu, aslında büyük bir kültür hamlesidir. Eğitimin birleştirilmesi ile, özellikle 19. yüzyıl sonlarından beri Türkiye eğitiminde görülen medrese ve okul (mektep) diye devam eden ikililiğe son verilmiştir. "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" ile öğretim ve eğitim birliği sağlanarak milli kültür birliğine yönelmek istenmiştir. Öğretim ve eğitime milli ve laik bir karakter veren Tevhid-i Tedrisat Kanunu, milli gelişme tarihinde daima büyük yer tutacak bir inkılabın da adı olmuştur.3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, öğretim ve eğitimin birliğini sağlamakla beraber medreselerin de kaldırılmasını sağlamıştır. Keza 3 Mart 1924 tarihli, Şer'iye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılmasına dair kanunla da, vakıfların bağlı bulunduğu vekalet (bakanlık) kaldırıldığından ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun üçüncü maddesi ile de Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mektepler (okullar) ve medreseler için ayrılan ödenek Maarif Vekaletine (Milli Eğitim Bakanlığına) devredildiğinden, medreselerin kaderini tayin Maarif Vekaletine bırakılmıştır. 2 Mart 1926'da kabul edilen, "Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun" Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunun ilkelerinin ışığı altında eğitim hizmetlerini düzenlemiştir. Devletin izni olmadan hiç bir okulun açılmayacağını öngören Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun aynı zamanda çağdışı bütün derslerin okul müfredat programlarından kaldırılmasını da sağlamıştır.... Devamı

Fatih Sultan Mehmet Han Belgeseli ONLİNE FULL İZLE

2008-11-19 23:27:00

Fatih Sultan Mehmet Han Belgeseli ONLİNE FULL İZLEFatih Sultan Mehmet Han Belgeseli [www.azbak.com] @ Yahoo! Video Devamı

ATATÜRK'ÜN DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU POLİTİKASI

2008-11-19 23:10:00

ATATÜRK'ÜN DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU POLİTİKASI VE BUNUN ORTAASYA VE ORTADOĞU POLİTİKASINDAKİ YERİYrd.Doç.Dr. Kenan Ziya TAŞ*Türk milletinin binlerce yıl öncesine dayanan bir tarihi ve bu tarihle mütenasip iyi işlenmiş bir dili ve köklü bir kültürü vardır. Bu vasfıyla milletimiz yeryüzünde varlığı çok eski tarihlere giden nadir bir kaç milletten biridir. Atatürk ise tarih boyunca Türk milletinin yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerin en son temsilcilerindendir. Mensubu olduğu milletin mukadderâtında izi kaybolmayacak bir rol oynamıştır. Atatürk de toplumlara hamle ve yön veren "büyük adam"lardandır. İngiliz tarihçisi ve düşünürü Maculley'in dediği gibi, büyük adam yüksek bir tepeye çıkan ve güneşin doğuşunu herkesten evvel görebilen insandır. Atatürk de kültürün önemini çok önceden kavramış, kültür ve dile büyük önem vermiştir; "Cumhuriyetin temeli kültürdür." sözü, onun kültüre verdiği bu öneme işaret eder.Türk tarihi, büyük Türk kültürünün, çağlar içindeki siyasi ve medeni tezahüründen, yürüyüşünden, akışından, Türk kültürünün aksiyon haline gelmesinden başka bir şey değildir. Türk tarihine ilmin çıkabildiği en eski devirlerden itibaren tamamıyla sahip çıkmalı, onun her devrinin hakkını teslim etmeli, böylece tarihimize bir kültür ve birlik hazinesi olarak en müstesna yerin verilmesine ve bugünkü ve yarınki hayatın bu temel üzerine kurulmasına, millî tarih şuurunun kökleşmesine büyük ehemmiyet atfolunmalıdır. Türk tarihi, Türk kültürünün dolayısıyla Türk milletinin y&uu... Devamı

HATAY MESELESİ VE HATAYIN ANAVATANA KATILMASI

2008-11-19 23:08:00

"Hatay Benim Namusumdur. Hatay'ı Alacağım"“İskenderun Sancağı” olarak adlandırılan bölgenin ana vatana ilhakı Atatürk’ün bir asker ve devlet adamı olarak liderlik yeteneğinin ve Türk diplomasisinin başarısının en önemli kanıtıdır.Bölgenin Tarihi ve Jeopolitik ÖnemiAntakya bölgesi dünyanın en eski yerleşim birimlerinden birisidir. Bölgede yapılan araştırmalar burada yerleşimin milattan çok öncelere dayandığını göstermektedir.M.Ö. 650’li yıllarda Antakya yöresine Oğuzhan’ın geldiği rivayet edilmektedir. Daha sonra Persler bölgeye hakim olmuştur. Antakya, bir ara Doğu Roma İmparatorluğu, İranlılar, Emeviler, Abbasiler ve Bizanslıların eline geçmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Süleyman’ın şehri almasıyla 1084’ten itibaren Antakya tekrar İslam hakimiyetine girdi. 1098’de Haçlılar şehri ele geçirip ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Antakya bundan sonra 170 sene Hıristiyanların elinde kaldı. Daha sonra Memluk Sultanı Baybars 1268’de Antakya’yı ele geçirdi.Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi sonrasında 1517’de Suriye ve Antakya’yı Osmanlı topraklarına kattı. 1517’de Kahire dönüşünde Şam’a uğrayan Yavuz Sultan Selim, Malatya, Divriği, Darende, Besni, Gerger, Birecik, Antep ve Antakya’yı aldı. Böylece uzun sürecek Osmanlı hakimiyeti başlamış oldu. Bölge, Osmanlı idari yapısında önemli bir yere sahipti. Antakya, 1918’de İngiliz ordularının istilasına uğradığı zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir sancağı olarak kaldı. Daha sonra Fransızların işgaline uğradı.İskenderun Sancağı, gerek ticaret yolları, gerekse Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından jeostratejik öneme sahip zengin bir bölge olmasından dolayı 18.yüzyıl başlarından itibaren Fransa’nın göz diktiği bir yer olmu... Devamı

LOZAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDEKİ ÖNEMİ

2008-11-19 23:07:00

Lozan Anlaşmasının Türkiye Cumhuriyeti Tarihindeki Yeri ve ÖnemiA) Konferansa Hazırlık, Görüşme Konuları ve Katılan Devletler :Kurtuluş Savaşı ezici zaferimizle sona ermiş, düşman denize dökülmüştü. Şimdi sıra, yeni Türkiye Devleti'ni bütün dünyaya resmen kabul ve tasdik ettirmeye gelmişti. Bu amaçla İtilaf Devletleri, Türk barış antlaşmasının şartlarını tesbit etmek için T.B.M.M Hükümetini 13 Kasım 1922'de Lozan'da yapılacak olan konferansa davet ettiler(28 Ekim 1922).T.B.M.M Hükümeti bu öneriyi kabul etmiş fakat Lozan ile Türkiye arasındaki haberleşmenin zor olduğunu ileri sürerek bu konferansın İzmir'de yapılmasını teklif etmiştir. Bu önerinin kabul edilmemesiyle birlikte ortaya antlaşmanın tarafsız bir ülkede yapılması fikri gelmiştir. Bunun üzerine T.B.M.M Hükümeti İtilaf Devletleri'nin teklif ettiği Lozan (Lausanne) kentinde toplanma önerisini kabul etmişlerdir.Tabi ki yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kaderini belirleyecek olan bu konferansa yetkili olarak gidecek kişi de çok önemliydi. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Bakanlar Kurulu bu konuda endişe duyuyorlardı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tecrübeli diplomatlara sahip değildi. Osmanlı Devleti'nin tecrübeli diplomatlarından da yararlanılamazdı. O halde temsilciler T.B.M.M nin kadrosundan seçilmeliydi.Bakanlar Kurulu başkanı Rauf Bey (Orbay) heyetin başında Lozan'a gitmek istedi fakat Mondros Ateşkes Antlaşmasını Rauf Bey imzalamıştı. Yapılan bu hatadan sonra Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey'in isteğini kabul etmedi ve Mudanya Ateşkes Görüşmeleri'nde büyük başarı sağlayan İsmet Paşa'yı (İnönü) bu görev için uygun gördü. Fakat İsmet Paşa Bakanlar Kurulu'nda değildi. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Kemal'in (Tengirşek) istifasını sağlamış ve İsmet Paşa'yı boşalan ye... Devamı

MİLLİ MÜCADELEDE DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI

2008-11-19 23:06:00

MİLLİ MÜCADELEDE DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASIKuva-yı Milliye düşmanın ateşkes sonrasındaki haksız işgalleri karşısında yer yer etkili bir direniş göstermişti. Ancak günümüzün gerillası olarak nitelendirilebilecek bu kuvvetlerle düşmanın düzenli ordusunu kesin bir yenilgiye uğratmak mümkün olamazdı. Bunun için en azından uzunca bir süre gerekebilirdi. İstilacı bir düşman ordusunu ülkeden atabilmek için düzenli bir ordu kurmak ve çağın modern silahlarıyla donatıp eğitmek gerekiyordu. Bu nedenle Kuva-yı Milliye'nin düzenli bir ordu haline getirilmesi bir zorunluluktu. Diğer taraftan Batı Cephesi'nde bazı Kuva-yı Milliye birliklerinin disiplinsiz davranışları aleyhte propagandaların yapılmasına imkân sağlamaktaydı. Bu sırada Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa Genelkurmayla tam bir mutabakat sağlamadan Gediz'deki Yunan kuvvetlerine taarruz etmiş, 24 Ekim 1920'de girişilen bu taarruz başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Yunanlılar bu harekete cevap olarak Bursa cephesinden taarruza geçmişler, Yenişehir ve İnegöl'ü işgal etmişlerdi. Uşak'tan yaptıkları taarruzla da birliklerimizi Dumlupınar sırtlarına çekilmeye zorlamışlardı. Gediz'deki taarruzun başarısızlıkla sonuçlanması düzenli birliklerle Kuva-yı Milliye'nin karşılıklı suçlamalarda bulunmalarına neden olmuştu. İşte bu son olay düzenli ordunun kuruluşuna gereken zemini hazırladı.8 Kasım 1920'de düzenli ordunun kuruluşuna ait kararlar alındı. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın cephe üzerindeki otoritesi sarsılmış olduğundan komutanlık görevinden ayrılması uygun görüldü. Kendisinin de rızasıyla Moskova'ya büyükelçi olarak gönderilmesi kararlaştırıldı. Batı Cephesi ikiye ayrıldı. Önemli kısımları Batı Cephesi adıyla Genelkurmay Başkanı olan Albay İsmet Bey'in (İnönü) komutasına verildi. Güne... Devamı

AMASYA GENELGESİNİN TÜRK TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ NEDİR?

2008-11-19 23:05:00

AMASYA GENELGESİNİN TÜRK TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ NEDİR?Amasya Genelgesi; 21-22 Haziran 1919Ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini oluşturan ilk kuruluş belgesi olması nedeniyle de Amasya Genelgesi'nin Türk tarihinde ayrı bir yeri ve önemi vardır.12 Haziran 1919'da Amasya'ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşları Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesini hazırladılar. Bildiri, Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'e sunuldu. O'nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919'da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.Amasya Genelgesi'nin hazırlanarak telgraf yolu ile tüm Türkiye'ye iletildiği Amasya Saraydüzü Kışlası (yeniden inşa çalışmaları halen sürmektedir).Amasya Genelgesinin Önemi1.Türk inkılabının ihtilal safhası başlamıştır. 2.Kurtuluş Savaşı'nın gerekçesi, amacı ve yöntemi belirlenmiştir. 3.İlk kez milli egemenliğe dayalı bir yönetimden bahsedilmiştir. 4.İstanbul Hükümeti ilk kez yok sayılmıştır. 5.Türk Milleti hem İstanbul'a hem de işgalci güçlere karşı mücadeleye çağırılmıştır. 6.Kurtarıcı olarak görülen padişah, hilafet, manda ve himaye düşüncesinin yerini millet ve millyetçilik düşüncesi almıştır. 7.Üstü kapalı olarak "Temsil Kurulu"'nun oluşturulmasından bahsedilmiştir. 8.Mustafa Kemal padişah tarafından kendisine verilen yetkiyi aşmıştır. 9.Direniş esasları ilk defa Amasya'da yazılı bir ilke haline getirilmiştir.Bir ihtilal bildirisi niteliği taşımaktadır. Mustafa.Kemal amasya genelgesini 3.ordu müfettişi sıfatı ile imzalamıştır.Sivas'ta bir kongre toplanacağı amasya genelgesinde belirtilmiştir(her ilden halkın güvenini kazanmış 3 delege acil olarak sivasa gönderilecektir)Amasya Tamimi’nin imzalan... Devamı

MUDANYA ATEŞKES ANLAŞMASI VE ÖNEMİ

2008-11-19 23:04:00

MUDANYA ATEŞKES ANLAŞMASIUlusal kuvvetler İzmir'i aldıktan sonra Trakya'yı da Yunan ordusundan temizlemek için Çanakkale'ye doğru yürürken Lloyd George telaşa kapılmış, ulusu önünde itibarını kurtarabileceği son dayanarak olan bu bölgeyi vermemek için sömürgelerinden derhal askerî yardım istemişti. Fakat bu isteğinin kabul edilmediği, herhangi bir kuvvetin gelmemesi ile daha sonra anlaşıldı. Bu sırada İstanbul'daki Fransız Olağanüstü Komiseri General Pellé, Mustafa Kemal ile görüşmek için İzmir'e geldi. Amacı tarafsız bölge adıyla bir bölge kurarak buraya Türk ordusunun girmesine engel olmaktı. Mustafa kemal ulusal hükümetin böyle bir bölge tanımadığını Trakya kurtulmadan da ordularını durdurmayacağını söylüyordu. General Pellé bu işin içinden kendisinin çıkamayacağını anlayınca Fransa'dan Franklin Bouillon'un hükümeti temsilen görüşmek üzere geleceğini Mustafa Kemal'e bildirdi. Bir Fransız savaş gemisi ile İzmir'e gelen Franklin Bouillon, bu görüşmeleri İtalyan ve İngiliz hükümetlerinin de uygun görmesi ile yaptığını söylüyordu. Fakat Mustafa Kemal tam Bouillon ile görüşürken İtilaf Devletlerinden Dışişleri Bakanları imzası ile 2 Eylül 1922 günü bir nota geldi. Burada, savaşın durdurulması ve bir konferansın toplanması öneriliyordu. Mustafa Kemal'in tutumu belliydi. Doğu Trakya'yı baştan başa almadıkça savaştan vazgeçmeyecekti. Ancak düşman kendiliğinden çıkarsa elbette savaşa deam etmeyecekti. Bu notada, boğazlardaki tarafsız bölgelere asker gönderilmezse Edirne ile birlikte Meriç ırmağına kadar Trakya'nın ulusal kuvvetlere verileceği de bildirilmekte, ayrıca boğazlardan, azınlıklardan ve Milletler Cemiyetine girmemizden de söz edilmekteydi.Ayrıca Yunan birliklerin... Devamı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ 9. CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel (1924 - ..

2008-11-19 23:02:00

TÜRKİYE CUMHURİYETİ 9. CUMHURBAŞKANISüleyman Demirel (1924 - .... )Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda dersler verdi. Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 10 Ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak Parlamento'ya girdi ve Türkiye'nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükûmet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükûmeti'ni kurdu. Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32. T.C. Hükûmeti'ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa daha hükûmet kurdu. 12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de... Devamı